EVLİLİK VE İLİŞKİ DANIŞMANLIĞININ HEDEFLERİ NELERDİR?

EVLİLİK VE İLİŞKİ DANIŞMANLIĞININ HEDEFLERİ NELERDİR?
Evlilik kavramının ne olduğu kültürden kültüre farklılıklar içermesine rağmen genel olarak aile ” belirli sorumlulukları yüklenmiş, birbirine doğum, evlilik ve sonradan dahil olma gibi sebeplerle birlikte yaşayan, iki veya daha fazla kişiden oluşan grup” (amerikan nüfus bürosu-1993) olarak tanımlanmaktadır.

Aile , aynı mekanı ve duygusal hayatı paylaşan kişilerin bir araya gelmesinden çok daha fazla bir anlama sahiptir.

Aile toplumsal değişimlerden etkilenip sosyal, psikolojik ve ekonomik anlamda sürekli bir farklılaşma yaşamasına rağmen yine de bir çok temel özelliğini korumaktadır. Bunlar arasında, aile üyelerinin ortak duygular yaşadığı, birbirlerini desteklediği, paylaşımlarda bulunduğu ve çocuk doğurma, büyütme ve sosyalleştirme işlevleri yer almaktadır.

Çok farklı aile tipleri vardır ve bu tanımlar geleneksel olmayan aile biçimlerini de içine almaktadır. Bu nedenle diyebiliriz ki aile; birbirlerine biyolojik ve psikolojik olarak bağlı; ortak bir geçmişe, duygusal, sosyal ve ekonomik ilişkilere sahip, kendilerini aynı ailenin ortak bir üyesi kabul eden kişiler topluluğudur.

Aile üyeleri birbirleriyle Ya da çevreyle çeşitli anlaşmazlıklar Ya da sorunlar yaşayabilirler. İlişkiler her zaman istenildiği şekilde gelişmiyor olabilir. Bazı dönemlerde sevgi, saygı, paylaşım ve iletişim Ya da sorumlulukların paylaşımı konularında kendilerini çaresiz ve çözümsüz hissedebilirler.
Bazen de aileye dışarıdan gelen bir sorun aile bütünlüğünü tehdit edebileceği gibi, aile içerisinden bir bireyin yaşadığı bir problem aileye doğrudan Ya da dolaylı bir etkide bulunabilir

Tüm bu sorunlar zaman zaman tüm ailelerde görülebileceği gibi bazen içinden çıkılmaz bir durum alabilir.

Aile danışmanlığı bu noktada, ailenin bütünlüğünü korumak, üyeler arasındaki iletişimi güçlendirmek ve çıkması olası sorunlara yönelik problem çözme becerileri kazandırmak amacıyla tüm aile üyelerinin bir araya gelerek bir uzman eşliğinde gerçekleştirilen bir danışmanlık biçimidir.
AİLE DANIŞMANLIĞININ HEDEFİ
• Olumlu duyguları geliştirme ve ifade edebilme becerisi
• Aile üyeleri arasında işbirliği
• Problem çözme ve sorunlarla başa çıkma becerisi
• Birlikte doyurucu zaman geçirebilme
• Mizah duygusu
• Bireysel farklılıkları kabullenebilme
• Yaşamı sürdürebilmek için temel ihtiyaçların karşılanması
• Onaylama ve takdir duygularının ifadesi
gibi aile fonksiyonlarını yerine getiren ve üyelerine doyum sağlayan düşünce ve davranış biçimlerini düzenlenmesine yardımcı olmaktır.
Kısaca aile danışmanlığı, eşler arasındaki iletişim ve davranış problemlerini, çocuk ve ergen ile anne baba iletişimini, aileyi ilgilendiren yas ve kayıplar, eşlerin kendi aileleriyle ilgili sorunlar, boşanma süreci gibi aileyi ilgilendiren her türlü süreç ve problemle ilgilidir.

ÇOCUKLA OYUN TERAPİSİ

ÇOCUKLA OYUN TERAPİSİ
Oyun Terapisi 3-11 yaş arası çocuklarda uygulanan bilinç dışı korku ve kaygılarını, bastırılmış isteklerini açığa çıkarmak ve davranış problemlerini gidermek ve nedenlerini anlamak amacıyla kullandığımız bir yöntemdir.

Yetişkinler için psikolojik danışmanlık ne ise, çocuklar için de oyun terapisi odur.

Çocuklarda soyut düşünce henüz gelişmediği için onlar duygu ve düşüncelerini somutlaştırarak ifade eder. Oyun ve oyuncaklar çocuğun kendini ifade edebilmeleri için kelimelerin yerine koyacakları bir ifade biçimidir.

Oyunun tanımıyla ilgili çok eski zamanlardan beri değişik görüşler ileri sürülmüştür. Tüm bu görüşlerin ortak ifadesi, oyunun çocuğun hayatında ki en önemli etkinlik olduğudur.

Oyun oynayamayan ve oyuncağı olmayan çocuğun kişiliği ve duygusal gelişimi eksik kalır. Hayal kurma ve bunları hayata geçirme becerisi gelişmez. Hiç kimsenin öğretemeyeceği şeyleri cocuk oyun oynayarak öğrenir. Kendini, diğer insanları ve yaşadığı çevreyi oyun yoluyla kavrar ve bu bilgileri yaşamına geçirme ve yeni bir olayla karşılaştığın da nasıl davranacağı becerisi geliştirir

Oyun çocuğun doğasında vardır ve tüm çocuklar oyuna güdülenmiştir. Çocuk için en önemli aktivitedir, öğretilemez. Belirli bir amacı olmamalıdır. Doğal, eğlenceli ve gönüllü olmalıdır. çocuk istediği oyunu istediği oyuncakla ve yine istediği şekilde oynamalıdır.

Bu da çocuğun;
• Öğrenmesini kolaylaştırır.
• Zeka = Hayal gücünü geliştirir.
• Yeni durumlarla baş etme ve nasıl davranacağını belirleme
• Bedenini nasıl kullanacağı ve iletişim becerisini
• Katarsis( duygusal boşalım)
• Frustrasyon ( hayal kırıklığı) la baş etme.
• Farkındalık( duygu ve düşüncede, kendinde ve başkalarında)
• Empati
• Yetişkin rolüne hazırlık
• Bireyselleşme
gibi alanlarda gelişimini sağlar.
Oyun terapisi ayrıca;
• Korku
• Takıntı
• Düşük özgüven
• Topluma-okula uyum sorunları
• Çekingenlik, içe kapalılık
• Tuvalet sorunları
• Uyku, yeme bozuklukları
• Davranış sorunları
• Dürtüsellik
gibi sorunlarda da uygulanan etkili bir yöntemdir.

Oyun terapisi; belirli bir ortamda, bulunması gerekli belirli oyuncaklarla, belirli sürede ve bu konuda eğitim almış bir terapist eşliğinde
Oyun Terapisi 3-11 yaş arası çocuklarda uygulanan bilinç dışı korku ve kaygılarını, bastırılmış isteklerini açığa çıkarmak ve davranış problemlerini gidermek ve nedenlerini anlamak amacıyla kullandığımız bir yöntemdir.

Yetişkinler için psikolojik danışmanlık ne ise, çocuklar için de oyun terapisi odur.

Çocuklarda soyut düşünce henüz gelişmediği için onlar duygu ve düşüncelerini somutlaştırarak ifade eder. oyun ve oyuncaklar çocuğun kendini ifade edebilmeleri için kelimelerin yerine koyacakları bir ifade biçimidir.

Oyunun tanımıyla ilgili çok eski zamanlardan beri değişik görüşler ileri sürülmüştür. Tüm bu görüşlerin ortak ifadesi, oyunun çocuğun hayatında ki en önemli etkinlik olduğudur.

Oyun oynayamayan ve oyuncağı olmayan çocuğun kişiliği ve duygusal gelişimi eksik kalır. Hayal kurma ve bunları hayata geçirme becerisi gelişmez. Hiç kimsenin öğretemeyeceği şeyleri cocuk oyun oynayarak öğrenir. Kendini, diğer insanları ve yaşadığı çevreyi oyun yoluyla kavrar ve bu bilgileri yaşamına geçirme ve yeni bir olayla karşılastığın da nasıl davranacağı becerisi geliştirir

Oyun çocuğun doğasında vardır ve tüm çocuklar oyuna güdülenmiştir. Çocuk için en önemli aktivitedir, öğretilemez. Belirli bir amacı olmamalıdır. Doğal, eğlenceli ve gönüllü olmalıdır. çocuk istediği oyunu istediği oyuncakla ve yine istediği şekilde oynamalıdır.

Bu da çocuğun;
• Öğrenmesini kolaylaştırır.
• Zeka = Hayal gücünü geliştirir.
• Yeni durumlarla baş etme ve nasıl davranacağını belirleme
• Bedenini nasıl kullanacağı ve iletişim becerisini
• Katarsis( duygusal boşalım)
• Frustrasyon ( hayal kırıklığı) la baş etme.
• Farkındalık( duygu ve düşüncede, kendinde ve başkalarında)
• Empati
• Yetişkin rolüne hazırlık
• Bireyselleşme
gibi alanlarda gelişimini sağlar.
Oyun terapisi ayrıca;
• Korku
• Takıntı
• Düşük özgüven
• Topluma-okula uyum sorunları
Çekingenlik, içe kapalılık
• Tuvalet sorunları
• Uyku, yeme bozuklukları
• Davranış sorunları
• Dürtüsellik
Gibi sorunlarda da uygulanan etkili bir yöntemdir. Belirli yöntemlerle uygulanır. Amaç, belirli sınırlar içerisinde çocuğa duygu ve düşüncelerini özgürce ortaya koyabileceği güvenilir bir ortam yaratmaktır.
Bu süreç de aileyle görüşmelerde önemlidir. Belirli davranış ve iletişim biçimlerinin oluşturulmasına yönelik ailelere tavsiyelerde bulunulur.

İLİŞKİ VE EVLİLİK DANIŞMANLIĞI

İLİŞKİ VE EVLİLİK DANIŞMANLIĞI

Ailelerin, çiftlerin veya boşanma sürecindeki kişilerin karşılaştıkları sorunları çözmelerine yönelik olarak psikolojik danışmanlık hizmeti verilir. Her aile veya çift yaşamlarının belli dönemlerinde sıkıntılı zamanlar geçirip , desteğe ihtiyaç duyabilir. Bu gibi zamanlarda zorlukları tek başlarına aşmakta güçlük çekebilirler. Aile ve çift terapisi bu gibi güçlüklerin aşılması amacıyla çiftin ve ailenin ilişkilerinin tekrar düzenlenmesine yadımcı olur. Danışmanlık süreci çiftin, ailenin karşılıklı hedef belirlemesiyle başlar ve ailenin tüm üyelerin katılımıyla yapılır. Özellikle çift terapisinde her iki tarafında sürece aynı anda başlamaları ve görüşmelere birlikte devam etmeleri önemlidir.

Çalıştığımız alanlar

Evlilik öncesi danışmanlık
Evlilik danışmanlığıpeople-couch1-300×200
Boşanma süreci
Aileye yeni bir bireyin katılması
Anne-baba, çoçuk iletişim ve sorunları
Eşler arası iletişim ve çatışma çözme yolları
Aile içi iletişim sorunları ve etkili iletişim
Cinsel problemler ve cinsel danışmanlık
Hastalık , evden ayrılma , kayıp ve yas
Ekonomik sorunlar (iflas, iş kaybı v.b)
Eşlerin ailelerinin aileye olumsuz etkileri
Sözlü ve / veya fiziksel şiddet
Emeklilik dönemine uyum

TERAPİA PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE KİŞİSEL GELİŞİM MERKEZİ
iletişim; 0236 2378187
HAPPY-COUPLE1

PANİK ATAK

panik atak11

PANİK ATAK

Panik atak, başta panik bozukluk olmak üzere diğer psikiyatrik ve bazı fiziksel hastalıklarda da görülebilen yoğun endişe, korku ve kaygıyla seyreder. nöbetler halinde gelir ve süresi 5 dk ile 45 dk arasında sürebilir. Şiddeti hastaya göre değişebilir.

Panik atak ile panik bozukluk aynı şey değildir. Panik ataklar nöbet şeklinde gelir ve iki atak arasındaki süreyi fazla etkilemez. panik bozukluk ise, panik atak yaşandıktan sonra da devam eden yoğun bir endişe hali yaşatır. Atakların tekrarlayacağını, kalp krizi, felç vb. geçireceğini, öleceğini düşünerek beklenti anksiyetesi yaşarlar.

Panik bozukluk iki ekilde ortaya çıkar. Agorafobili ve agorafobisiz.

Agorafobili hasta yalnız kalmaktan korkar,kalabalık ve kapalı yerlerden rahatsızlık duyar. Evde tek başına bulunmak istemeyebilirken bazende dışarıya tek başına çıkmak istemeyebilir. Genellikle atak yaşadığı ortamlarla ilgili hayatına bir sınırlama getirir, aynı ortamlarda bir daha bulunmak istemeyebilir. Bu durum yaşam alanlarının daralmasına ve izole bir hayat yaşamasına neden olur.

bazen durum başlarına sürekli kötü bir şey geleceği ve kimsenin onlara yardım etmeyeceği düşüncesiyle sosyal hayatlarını ve mesleklerini bırakmaya kadar gidebilir.

Panik Atak Esnasında Görülen Belirtiler

Kalp çarpıntısı ve kalp atımlarını duyumsama
Nefes alamama, boğulma hissi
Ölüm korkusu
Titreme, sarsılma ve terleme
Göğüs ağrısı yada göğüste sıkıntı hissetme
Bulantı , baş dönmesi yada bayılacakmış gibi hissetme
Kontrolünü kaybetme yada çıldırma korkusu
Üşüme , ateş basması, uyuşma yada karıncalanma duygusu
Derealizasyon yada depersonalizasyon ( dış dünya yada kendi gerçeklik kaybı hissi)

Yukarıda ki belirtilerin hepsi herkeste görülmeyebilir. 4 yada 5 tanesinin görülmesi panik atak yaşıyor olabileceğinizi gösterir.

Panik Atak Tetikleyicileri

Stresli bir hayat yaşayanlarda
Depresyon ve psikolojik bozukluklar
Uyarıcı madde kullanımı ve bu maddenin aniden kesilmesi
Mükemmeliyetçi, kaygılı, duygularını ifade edemeyen kişilik yapılarında
İlaçların yan etkileri
Şeker ve kansızlık hastaları
Tiroid bezi bozuklukları
Vitamin eksikliği, aşırı kafein tüketimi
Sara , akciğer, kalp hastalıkları

Panik Atak Kimlerde Ortaya Çıkar?

Genellikle 20 li yaşlarda ortaya çıkmasına rağmen her yaşta görülebilir. Kadınlarda görülme ihtimali erkeklere oranla biraz daha yüksektir.

panik atak yaşayanların genellikle ailesinde de bu sorunu yaşayan insanlar olduğu için genetik faktörlerinde etkili olabileceği söylenebilir.

daha çok içine kapalı, kendisini ve duygularını ifade etmekten çekinen, kontrol duygusu yüksek

Ve mükemmeliyetçi yapıya sahip olan kişilerde görülme sıklığı daha fazladır.

Panik Atak Tedavisi

Doğru tedaviye zamanında başlamak önemlidir. Panik atak yaşayan birçok kişi ilk başlarda fiziksel bir sorunlarının olduğunu düşünerek genellikle acil servisler ve fiziksel belirtileri üzerinde uzmanlaşmış doktorlara ( kardiyoloji, dahiliye, nörololi) giderler. pek çok uzman tarafından fiziksel bir rahatsızlıkları olmadığı söylenmiş bile olsa ikna olmayıp yeni arayışlara girerler.

Tedavi, hastalığın psikolojik kökenli olduğunu kabullenmekle başlar. Bu noktadan sonra bir uzman desteğinin yanı sıra günlük hayatın stresini azaltıp, rahatlamayı sağlayacak aktivitelere zaman ayırma, doğru nefes ve gevşeme egzersizleriyle birlikte uygun bir psikoterapi ve gerekli olduğu durumlarda ilaç tedavisiyle sorunun çözümüne yönelik tedaviye başlanmalıdır.

TERAPİA PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE KİŞİSEL GELİŞİM MERKEZİ

iletişim; 0236 2378187

DEPRESYON

depresyon11

DEPRESYON

Depresyon gündelik yaşamda çok kullanılmasına rağmen zaman zaman yaşadığımız gündelik üzüntü ve moral bozukluğundan tamamen farklı bir durumdur.

Bazı durumlarda kendimizi çok mutsuz, üzgün ve karamsar hissedebiliriz, fakat bu her zaman depresyonda olduğumuz anlamına gelmez.

Depresyondan bahsedebilmemiz için yoğun çökkünlük, umutsuzluk, ve üzüntü hallerimizin en az 2 hafta sürmesi gerekir. kişinin uyku uyuma, yemek yeme, sosyal ilişkiler ve cinsel hayatında da farklılıklara neden olabilecek belirtilerde genellikle bu duruma eklenebilir.

Karamsarlık duygusuyla birlikte kimsenin onlara yardım edemeyeceği düşüncesi destek almalarını yada durumu ifade etmelerini engelleyebilir. Suçluluk duyguları yoğundur. Kimi zaman ölümü yada intiharı düşünebilirler.

Kısaca anlatmak gerekirse depresyon, temel belirtileri isteksizlik, karamsarlık, yaşamdan zevk alamama ve enerjinin düşmesi nedeniyle içinden bir şey yapmak gelmemesi olarak tanımlayabileceğimiz bir hastalık durumudur.

Depresyonda olan kişilerin bir kısmı bir süre sonra kendiliğinden iyileşebilir. Ancak bu durum haftalar, aylar hatta yılları bulabilir. Bazı kişilerde de gittikçe olumsuz seyreden bir durum alabilir.

Uygun bir yaklaşım ve yöntemle tedavi edilebilen bir hastalık olan depresyon açık ve gizli şekillerde seyredebilir. Toplumda sık görülür. Hemen herkes hayatının bir bölümünde bu durumla karşılaşabilir.

Depresyonu Tetikleyen Nedenler

Ayrılık
Travmatik çocukluk yaşantıları
İşsizlik, maddi sorunlar
Evlilik ve ilişki sorunları
Sevilen bir yakının kaybı ya da ölümü
Bazı kişilik özellikleri( mükemmeliyetçi, aşırı duygusal, kendini af edemeyen vb.)
Bazı hastalıklar( tiroid, kalp, beyin ve böbrek rahatsızlıkları)
Fakat yine de bu durumları yaşayan herkes depresyona girmeyebilir. Aynı koşullarda yaşayan kişilerin aynı duruma ve ortama verdiği tepkiler farklı olabilir. Bu farklı tepkiler genetik ve kişilik özelliklerinin duygusal hayatımızda ne kadar etkili olduğunu gösterir.

Depresyon yaşayan kişilerin yüksek oranda aile ve akrabalarında da aynı hastalığa yakalanmış kişilerin olması bu durumda genetik yatkınlığın da önemini göstermektedir.

psikotik-depresyon Depresyon Belirtileri

Duygularda dalgalanma ve değişiklik
Genel ruh halinin üzgün, çökkün ve mutsuz olması
Daha önce zevk alınan işlerden artık keyif alamama
Dikkat dağınıklığı ve motivasyonun düşmesi
Değersizlik, yetersizlik ve işe yaramazlık duygusu
Yaşananlardan kendisini sorumlu tutma ve yoğun suçluluk duyguları
Yorgunluk, halsizlik, sindirim sistemi sorunları, kas ve baş ağrıları
Cinsel hayatla ilgili sorunlar
Uyku ve beslenme düzeninde değişiklikler
İntihar ve ölüm düşünceleri
Depresyonda olan kişilerde bu belirtilerin hepsinin olması gerekmez. Bir kısmını en az 15 gündür yaşıyor olmak depresyon belirtisi sayılabilir.

Depresyon Türleri

Herkes aynı tür depresyon yaşamaz. Depresyonun türüne göre belirtileri değişebilir.

Kronik (Distimik) Depresyon
İki yıl yada daha uzun süren depresyon türüdür. Majör depresyona benzeyebilir, fakat belirtileri majör depresyon kadar şiddetli değildir. Melankoli ve hüzün duygularını daha çok yaşarlar.

Majör( Klinik) Depresyon
Tekrarlama olasılığı yüksek olan bir depresyon türüdür. Diğerlerinden farklı olarak kişinin gündelik hayatını ve yaptığı aktivitelerini etkileyebilir. Uyku düzeni ve yemek alışkanlıkları da bunlara dahildir.

Tipik Olmayan ( Atipik ) Depresyon
Tipik depresyon gibi üzüntü, iştahsızlık, uyuyamama gibi belirtiler olmaz. Tam aksine aşırı yemek yeme, aşırı uyku uyuma, reddedilmeye karşı aşrı duyarsızlık ve enerji azlığı görülür.

Mevsimsel Depresyon
Genellikle bahar aylarının bitimi ve kışa girerken ortaya çıkar. Bazen de yaz aylarında oluşur. Mevsim geçişleriyle birlikte kendiliğinden yok olur.

Doğum Sonrası ( Postportium ) Depresyon
Bazı annelerde doğumdan yaklaşık 1 ay sonra ortaya çıkar ve belirtileri majör depresyona benzer.

Manik ( Bipolar) Depresyon

Maniden depresyona kadar uzanan ruh halindeki iki uçlu aşırı değişikliklere yol açan ciddi bir depresyon türüdür.

Depresyon Tedavisi

Tedavi edilmediğinde ilerleme olasılığı olan depresyon, hayatımızı, kişiliğimizi ve ilişkilerimizi ayrıca işimizi ve genç isek okul başarımızı olumsuz yönde etkileyebilir.

Depresyonda olduğunuzu, yada bir yakınınızın depresyonda olduğunu düşünüyorsanız, öncelikle bir uzman yardımıyla yaşadığınız şeyin depresyon olup olmadığını öğrenin ve tedavi arayışına girin.

Depresyon tedavisinin öncelikle bir mücadele gerektirdiğinin bilinmesi gerekiyor. Bu mücadelede terapi ve de gerekirse ilaç desteğiyle, sosyal hayatınızı ve düşünce biçiminizi değiştirmeniz bu alanda alacağınız destekle birlikte size yeni bir yaşam alanı ve algısı yaratabilir.

Terapia Psikolojik Danışmanlık ve Kişisel Gelişim Merkezi
iletişim; 0236 2378187

AİLE DANIŞMANLIĞI

09 (optimize)ÇİFT VE EVİLİK DANIŞMANLIĞI

Problemi tanımlama, çözüm önerileri getirme, iletişim becerileri sağlama, değişim yaratma ve aile kaynaklarını kullanarak yapılan etkin ve uygulamaya dönük bir terapi / danışmanlık biçimidir.
Aile ve çift terapisine kimler katılmalıdır?

Evlilik ve İlişki içerisindeki sorunlarıyla baş etmekte zorlanan, yeni iletişim ve sorun çözme teknikleriyle tanışmak isteyen aile ve çiftlere yöneliktir.
Terapiye tüm aile Ya da çiftler katılır. Kişiler arası görüş farklılıklarına saygı duyulur ve her aile içerisinde sorunların olabileceği, önemli olanın çözüm üretilebilmesi gerçeğinden yola çıkılır. Bu gerçeği aile üyelerinin veya çiftlerinde kabul etmesi, bazı konularda anlaşamamanın doğal olduğu, ama bunun yine de ilişkinin tamamını etkilemesine izin verilmemesi ve çözüm yoluna ulaşabileceklerini kabul etmeleri önemlidir. Önemli olan sorunlara nasıl yaklaşılabileceğidir.
Bazı aileler günlük problemlerini oldukça kolay bir şekilde çözebilirler. Ancak güçlü, yoğun ve olumsuz duygular açığa çıktığında daha önce başedebildiği durumlarla ilgili zorluk yaşayabilirler.
Bu olumsuz duygular ailenin gücünü test eden kıskançlık, öfke, reddedilme şeklinde olabilir. Bu durumlar bazı ailelerde duygusal bir patlama yaşanıncaya kadar devam ederken, bazılarında ise inkar, basitleştirme ve bastırma şeklinde olur.
Aile içi ve eşler arası iletişimin önemi

Çatışmaların başlaması aileyi yaşadıklarının farkı Cift-Terapisi-Nedirna varması ve çözüm üretme konusunda bir şeyler yapılması gerektiğini düşündürebilir. Bu farkındalıkla birlikte aile ve çiftler sorunu açıkça tanımlayıp açık, samimi ve dolaysız bir iletişimi kurmayı başarabilirse bu olumsuz durum ve duygularla baş etmeyi gerçekleştirebilir.
Evebeynlerin çatışma sürecinde sergiledikleri tavır ailenin diğer üyeleri içinde model olur. Çatışmalarını etkin bir şekilde çözebilen evebeynlerin çocukları da samimi, içten ve açık bir iletişimle çatışma çözme yöntemini öğrenirken, bu durumu görmezden gelip duygularını bastıran evebeynlerin çocukları da kendilerini ifade etmede zorlanacaklardır.
İletişimin aileyi birbirine bağlayan önemli bir işleve sahiptir. Ailenin iç ve dış problemlerle başa çıkmasını kolaylaştırır.
Sorun yaşayan aileler genellikle iletişim bakımından zayıf ailelerdir. Bu ailelerde kişiler birbirleriyle doğrudan konuşmazlar, konuşsalar bile birbirlerini etkin bir şekilde uzun süre dinleyemezler. Genellikle birbirlerinin yerine konuşur, diğeri henüz Bir şey söylemeden onun ne diyeceği ya da ne düşündüğünü bildiğini varsayar ve cevap verir.
Bu ailelerde günlük sorunlar çözülse bile, aile üyeleri genellikle birbirlerinin duygu ve düşüncelerini tam olarak anlayamazlar.

Aile ve çift terapisinde ne yapılır?

Tüm aileler kendi içerisinde iletişim kuralları geliştirir. Ancak bazıları daha işlevseldir. Ayrıca bazı aile üyeleri için işlevsel olan bir davranış Ya da kural diğer aile üyeleri için işlevsiz olabilir.örneğin; bazen evebeynler çocuklarının her dediklerinin aynılarını harfiyen uygulamalarını aile içinde birlik ve bütünlük olarak algılarken, çocuklar üzerinde bu davranış engellenme duygusu ve öfke yaratarak pasif-agresif bir tutum içerisine girmelerine neden olabilir.

Aile ve çift terapisinde her ailenin kendine özgü olan bazı iletişim örüntülerine ve kurallara sahip olduğu ön görülerek, aile ve çift arasındaki danışmanlık süreci, problemin bulunması ve tanımlanması sürecinden sonra aile içi iletişim örüntüsünün keşfedilip, işlevi olanlar geliştirilip, işlevsiz iletişim örüntüleri değiştirilir.
Tedavi ve müdahale stratejileri aileye, çifte özgü ve kendi içerisindeki dinamiklere dayanılarak yapılır.

Terapia Psikolojik Danışmanlık ve Kişisel Gelişim Merkezi

iletişim; 0236 2378187

AİLE VE ÇİFT DANIŞMANLIĞI NEDİR?

Couple meeting architect for house construction

Aile üyeleri ve çiftlerin arasındaki problem ve anlaşmazlıklara yönelik, değişim ve gelişimi sağlamak amacıyla, aile üyeleri ve çiftlerin arasındaki ilişkilerin konu edildiği bir psikoterapi dalıdır.

Aile ve çift terapisinin amacı, aile ve çiftler arasındaki sıkıntılı süreçlere yönelik tüm çatışmaların ele alınarak aile bireylerinin sorunun çözümüne etkin bir şekilde katılımının sağlanmasıdır.

Aile içerisindeki bireylerin birbirleriyle kurdukları ilişki ve iletişim biçimleri, ailenin yapısı ve işleyişi bakımından önem taşır. Bu önem kişisel ruhsal yaşantıları açısından da belirleyicidir. Bu ilişki ağının içerisine eşler, çocuklar ve evebeynler girer. Ve çoğu zaman diğer ilişkilerimize kıyasla daha fazla önem taşırlar.

Aile içerisinde zaman zaman yaşanan sıkıntılı ve zorlu süreçler bireyleri, hakim olan ilişki biçimleri ile davranış kalıplarının değişimi yönünde bir beklenti içine sokabilirler. Bu talebe yönelik yapılan aile ve çift terapisi, her bir üyenin ya da çiftin problem ve beklentilerini göz önüne alarak bunların değerlendirmesini ve sorunun çözümünü aile sistemi içerisinde yapmayı hedefler. Yapılacak müdahaleler bazen bireylere yönelik olabileceği gibi, bazen de tüm aile sistemine yönelik olabilir. Bunu belirleyen problemin niteliği ve bireylerin kişisel ve kültürel yapısıdır.

Aile-Terapisi-NedirÜlkemizde aile ve çift terapisinin önemi gittikçe artmaktadır. Terapiye katılan katılan kişilerin kendileri ve diğer aile üyeleri hakkında farkındalıkları artmaktadır. Terapist yardımıyla ilişki ve ailede yaşanan sorunlara yönelik etkin çözüm yöntemleri geliştirmek amacıyla çeşitli iletişim becerileri, davranış değiştirme ve problem çözme teknikleriyle ilgili destek alırlar. Bu destek sadece o dönemdeki sorunlara yönelik değil, ileride de karşılaşabilecekleri problemlere de yöneliktir. Bu nedenle amaç sadece sorun çözmek değil, sorun çözme becerisi kazandırmaktır. Aile terapisi sadece aile içi ilişkilerle sınırlı değildir. Bu destek aile dışında ki ilişkilere de destek sağlar.

Aile ve çift terapisi nasıl yapılır

Her aile ve çift için kullanılan yöntemler aynı olmayabilir. Ailenin tamamı yada çiftin her ikisininde seanslara katılımının yanı sıra bazen de aile üyelerinin bir kısmı yada çiftlerin teker teker olarak da seanslara katılımı yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir.

Gerekli görüldüğünde aile ve çift terapisine eşlik eden farklı psikoterapi yöntemleri de uygulanabilir. daha çok bireysel psikolojik problemleri olan kişilerde aile ve çift terapisinin yanısıra bireysel danışmanlık da uygulanabilir.

Çocuk merkezli aile terapisinde, evebeynlerin yanısıra öğretmenleri ve okul rehberlik servisiyle de iletişim kurulabilir.

Aile ve çift terapisinden kimler faydalanabilir

Aile ve çift terapisinin ilgilendiği alanlar geniştir. Bireysel danışmanlık alanlarda gerektiğinde aile terapisinden faydalanabilir. Ama özellikle ikili ilişkilerde sorun yaşayan, ya da yaşadığı sorunlar ikili ilişkilerini ve aile hayatını etkileyen herkes bu terapi yönteminden faydalanabilir

Aile ve ilişki terapisinin ilgilendiği alanlarda bazıları

Evlilik ve ilişki sorunları
Aile içindeki bireylerin ruh sağlığı (yetişkin, çocuk, ergen)
Boşanma süreci ve sorunlar
Cinsel sorunlar
Aile döngüsündeki değişiklikler
Evebeynlik rolleriyle ilgili sorunlar
Kayıp, yas ve travmalar
Çocuk ve ergenlikteki sorunlar
Ekonomik sorunlar
Kronik ve fiziksel hastalıkların aile ve ilişkiye olumsuz yansıması
Alkol ve madde kullanımı
Bir aile üyesinin evden ayrılması

TERAPİA PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE KİŞİSEL GELİŞİM MERKEZİ
iletişim; 0236 2378187

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU (DEHB) NEDİR?

Hiperaktivite

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU (DEHB) NEDİR?

Hiperaktivite

Dikkat eksikliği belirli bir konuya odaklanamama ve dikkat dağınıklığıyla kendini gösteren bir bozukluktur.

Hiperaktivite aşırı hareketlilik, kıpır kıpır olma ve yerinde duramama şeklinde kendini gösterir.

Dürtüsellik sırasını bekleyememe, düşünmeden hareket etme, konuşurken söz kesme gibi davranışlarla ilgilidir

Karşıt olma karşı gelme bozukluğu yeterli ve geçerli bir neden olmaksızın yetişkinlere yönelik sürekli bir karşı gelme ve itaatsizlik durumudur.

Davranım bozukluğu genel anlamda toplumsal normların ve karşısındaki kişilerin temel haklarını ihlal eden, yasal olarak da suç teşkil eden yıkıcı ve saldırgan davranışlardır.

Yukarıda ki davranışların hepsi her zaman bir arada bulunmaz. Dikkat eksikliği olan bir çocukta hiperaktivite olmayabilir. Karşıt olma karşı gelme ve davranım bozukluğunun dikkat eksikliği ve hiperaktiviteyle birlikte olma oranı düşüktür. Erken tanı ve tedavide iyi yanıtlar veren bir bozukluktur.

Dikkat eksikliği belirtileri

Çok dağınıktır, çoğu zaman eşyalarını kaybeder
Unutkandır
Sorumluluk gerektiren işlerde zorluk yaşar. Kısa sürecek bir ödev saatler sürebilir
Başladığı işi bitiremez
Doğrudan kendisiyle konuşulduğu zaman dinlemiyormuş gibi görünebilir
Çoğu zaman dikkati dış uyaranlarla kolayca dağılır
Dikkatini ayrıntılara veremez, dikkatsizce hatalar yapar
Hiperaktiviteyle birlikte olması gerekmez bazı dikkat eksikliği yaşayan çocuklar çok durgundur
Tanı koyabilmek için 7 yaşından önce başlaması, en az iki ayrı ortamda yaşanıyor ve en az 6 aydır belirtileri gösteriyor olası gerekir.

Hiperaktivite belirtileri

Tanı kriterleri açıkça belirlenmiş biyolojik kökenli ve tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Yerinde duramaz, sürekli kıpır kıpırdır
Çoğu zaman hareket halindedir
Yerinde oturmakta zorlanır
Genellikle çok konuşur
Sakin bir biçimde oyun oynayamaz yada boş zaman etkinliklerine katılmakta zorlanır
Genellikle uygunsuz ortamlarda koşuşturup durur
Dürtüsellik belirtileri62

Çoğu zaman sırasını bekleyemez
Çoğu zaman karşısındakinin sözünü keser, davranışlarıyla araya girer
Sorulan sorunun tamamlanmasını beklemeden cevap verir
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite (DEHB) tipleri

Sadece dikkat eksikliği var hiperaktivite yok
Sadece hiperaktivite aşırı dürtüsellik sorunları var dikkat eksikliği yok
Birleşik tip hiperaktivite ve dikkat eksikliği birlikte var
Kimler dehb tanısı alır

bir çocuğun dehb tanısı alabilmesi için
7 yaşından önce başlaması,
belirtilerin en az 6 aydır devam ediyor olması
en az iki ayrı ortamda ( okul, ev) görülüyor olması gerekir

DEHB genellikle çocuğun okula başlamasıyla farkedilir. Ev yaşamından sonra okuldaki kurallı yaşama geçişte çocuk sıkıntı yaşar. Arkadaşları ve kendine zarar verici davranışlarda bulunması okul tarafından yaptırımlarla engellenmeye çalışılınca bu kez de çocuğun okula uyum sorunları başlar.

Aldığı eleştiri ve uyarılar nedeniyle çocuk sosyal ilişkilerinde sorun ve okul başarısında düşüş yaşanır. Bu durumun en olumsuz sonucu çocuğun yaşayabileceği özgüven eksikliğidir

DEHB olan çocukların genellikle yaşadığı sorunlar

Anksiyete ve depresyon
Arkadaş ve kardeşleriyle olan ilişkilerinde sorunlar
Özgüven eksikliği
Okul sorunları
Akademik başarıyla ilgili sorunlar
Tikler
Sakarlık
Aile içerisinde yaşayabileceği muhtemel sorunlar
Dehb tedavisi

Çocuklarda en yaygın görülen bozukluklardan birisidir. Tedavi edilmeyen çocuklar, akademik yaşam ve sosyal ilişkilerindeki başarısızlıklardan dolayı özgüven kaybı yaşarlar.

Tedavide ilaç desteğinin yanısıra, belki de daha da önemlisi psikososyal destektir. Anne baba eğitimi bu anlamda önemlidir. DEHB tanısı alan çocuklara yaklaşım diğer çocuklardan farklıdır. Bu desteğin anne babayla birlikte öğretmenlerle de sağlanması gerekir.

DEHB tanısı alan çocuğa yaklaşım nasıl olmalıdır

DEHB i tanımak
Gerekli durumlarda anne ve babaya psikolojik destek
Dikkatini dağıtacak uyarı sayısını azaltma
Kesinlikle nasihat etmeyi bırakmak
Bire bir çalışmaya yönlendirmek
Spora yönlendirmek
Televizyon ve bilgisayara sınırlama getirmek

Karşıt olma karşı gelme bozukluğu belirtileri

Sık sık öfkelenir
Çoğu zaman yetişkinlerle tartışmaya girer
Kurallara etkin bir şekilde karşı çıkar ve uygulamayı reddeder
Çoğu zaman bilinçli olarak başkalarını kızdırır
Çoğu zaman alıngandır
Çoğu zaman kendi hataları için başkalarını suçlar
İntikamcı ve kincidir
Genellikle kızgın ve güceniktir
Karşıt olma karşı gelme bozukluğunun tedavisi

Temelde yanlış evebeyn tutumlarından kaynaklanan bir bozukluk olduğu için evebeyn eğitimi büyük önem taşır. Anne baba ve öğretmeni de kapsayan davranışçı bir programla olumlu sonuçlar alınmaktadır. Gerek görüldüğünde semptomları azaltmak için ilaç tedavisine de yönlendirme yapılabilir.

Davranım bozukluğu

Başkalarının haklarını hiçe sayarak, bilinçli olarak saldırgan ve düşmanca hareketlerde bulunurlar.

4 ana gruba ayrılır

İnsanlara ve hayvanlara karşı saldırganlık
Eşyalara zarar verme
Dolandırıcılık yada hırsızlık
Kuralları ciddi biçimde bozma
Davranım bozukluğu belirtleri

Kabadayılık , tehdit ve şantaj eder
Çoğu zaman kavga dövüş başlatır
Yaralayıcı aletler kullanabilir( bıçak, taş, tabanca, sopa)
İnsanlara ve hayvanlara karşı acımasız fiziksel davranışlar
Hırsızlık, gasp
Cinsel zorlama
Yangın çıkarma
İsteyerek mala mülke zarar verme
Bir başkasının evine yada dükkanına zorla girme
Yalan söyleme
13 yaşından önce başlayarak geceyi dışarıda geçirme
Çoğu kez evden ve okuldan kaçma
Davranım bozukluğu tedavisi

erken tanınıp tedavi edilmediğinde çok tehlikeli bir hastalık olabilir. Erişkin yaşlara gelindiğinde bu çocuklar geleceğin suçluları olabilirler.

DEHB belirtilerine ek olarak, küçük yaşlardan itibaren yalan söyleme, kavga dövüş başlatma, hırsızlık, insanlara ve hayvanlara acımasız davranma belirtileri görülüyorsa DEHB ve davranım bozukluğu belirtileri birlikte ele alınarak tedavi edilmelidir.

Davranım bozukluğunda ilaç ve psikososyal tedavi birlikte yapılır. Ayrıca ailede aynı bozukluğu sahip bireyler varsa onlarında tedavisine yönelinmelidir.

TERAPİA PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE KİŞİSEL GELİŞİM MERKEZİ
iletişim:0236 2378187

TUVALET EĞİTİMİNDE YAŞANAN SORUNLAR

Tuvalet eğitiminde yaşanan sorunlar

Tuvalet eğitimini doğal bir süreç gibi görüp, çözülmesi gereken bir sorun gibi görmemek sürecin başlangıcında ilk ve en önemli atılması gereken adımdır.
Bu dönemde çocuğun davranışlarına yada ortaya çıkacak problemlere aşırı tepkiler verilmemesi önemlidir.
Kontrollü olmak ve aynı tutumu sürdürebilmek çocuğa güven verecektir. Bu dönemde çocuk abartılı tepkiler verip tuvaletini yapmayı kesinlikle reddediyorsa çocuk kendini hazır hissedene kadar eğitime ara verip tekrar çocuk kendini hazır hissttiği ve olumsuz tepkilerinin azaldığı bir dönemde yeniden başlanmalıdır.
Bu dönede en önemli yaklaşım bu problemin sizin değil çocuğun deneyimleriyle aşılabilecek bir süreç olduğudur. Sorun yaşamaya başladıysanız dönem ve yaklaşım tekrar gözden geçirilmelidir. Kısacası sizin hazır olmanızdan çok çocuğun hazır olması gerekmektedir.
Çocuğun tuvalet eğitimine hazır olup olmadığını anlamanın bazı yolları
• Çocuğun yaşı uygunmu
• Çocuk yürüyebiliyormu
• Kıyafetlerini kendisi giyip çıkarabiliyormu
• Gece altına koyduğunuz bez sabah kuru oluyormu
• Kas komntrolü yeterlimi
• tuvaletinin geldiğine ilişkin işaretleri farkedemiyor ve bunu iletemiyorsa
ayrıca aile içerisinde bir sorun olduğu ev değiştirme, kardeş gelmesi, çocuğun yaşadığı bir ayrılık yada anne ve babanın stresli olduğu dönemler tuvalet eğitimi için çok uygun olmayabilir.
Çocuk bu dönemde altına kaçırdığında bunun bu dönemde beklenen bir durum olduğunu düşünmeli ve çocuğa olunmsuz bir tepki verilmemelidir. Çocuğa kızmak, kaka yada çişin pis, iğrenç olduğunu ve onu kirlettiğini söylemek çocukta gelecekte problemler oluşmasına neden olmaktadır.
Kaka yada çiş onların doğal bir parçasıdır. Bu nedenden dolayı kendilerini suçlu hisstmeden temel tuvalet alışkanlıklarını ve temizliğini kazandırmak bu dönemin beklentileri içerisinde yer almaktadır.
Tuvalet eğitimi 3,5 yaşına kadar tamamlanmıyorsa bir süre daha beklenip sonrasında yardım alınması düşünülmelidir.

TERAPİA PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE KİŞİSEL GELİŞİM MERKEZİ
iletişim; 0236 2378187

NEDEN YAKINLAŞIRIZ ?

Neden yakınlaşırız
?
images (10)

Diğer insanlarla yakınlaşma ve birlikte olma isteği güçlü ve temel bir ihtiyaçtır. İlişki kurmamızın ve sürdürmeye çalışmamızın, kaybetme durumunda ise olumsuz etkilenmemizin temelnde yatan bu ihtiyaçtır.
Zaman zaman yalnız kalma ihtiyacı duymamıza rağman uzun süreli ilişikilerle ilgili yalıtılmış durumda yaşamamız çeşitli sorunlara neden olmaktadır.
Yakınlaşma ihtiyacı diğerleriyle her ne pahasına olursa olsun ilişki kurmak demek değildir. Kişisel alanımız içerisine çeşitli ilişkileri almadan önce herkesin kendi kıstaslarıyla işleyen bir mekanizma devrededir.
Bunlara etki eden faktörler arasında sosyal, psikolojik ve biyolojik koşullar yer alır. Bundan diğer kişilerle aramızdaki mesafeyi düzenleme mekanizmasıda etkilenmektedir.
Yakınlaşmanın önemin uzun süreli tecrit deneyleri sonucunda daha iyi anlamış bulunmaktayız. Tecrit durumlarının süre ve yoğunluğuna göre olumsuz ve ciddi sonuçları ortaya çıkmıştır. Daha zorunlu ve uzun süreli ayrılıkların özellikle çocukluk ve gençlik döneminde daha fazla olumsuz sonuçlara neden olduğu görülmüştür. Ve çoğunun zihinsel rahatsızlık belirtileri gösterdiği görülmüştür.
bu sonuçlara göre toplum içerisinde kurduğumuz ilişki türleri ve biçimlerinin sosyal ve duygusal hayatımız üzerinde etkisi çok büyük ve belirleyicidir. Yakınlaşma eğilimi tüm canlılarda görülen güçlü bir eğilimdir.
yakınlaşma eğilimi anne bebek bağlanma davranışıyla başlayıp, yetişiklikte diğer kişilerle de süren bir durumdur. Anne ve bebek arasındaki ilişki biçimi bizim yetişkinlikteki bağlanma biçimlerimizi önemli ölçüde etkiler.
Bağlanma tarzları
Kaygılı, güvenli ve kaçınmalı bağlanma davranışları yetişkinlikte karşı cinsle aramızdaki ilişki üzerinde de önemli ölçüde etkilidir.
Yapılan araştırmalar sonucunda bağlanma tarzlarıyla ilişki biçimleri arasında aşağıdaki örüntülerin etkin olduğu görülmüştür.

güvenli bağlanma tarzını yaşayan bireylerde, bağlanma düzeylerinin, ilişki doyumunun ve iletişim örüntülerinin, daha olumlu olduğu görülmüştür. Bu tip insanların arkadaşlık bağlarıda daha kuvvetli olma eğilimindedir.
Kaçınmalı ve kaygılı bağlanan kişiler, başkalarıyla yakınlaşırken tedirgin, kendilerini ifade etme eksikliği ve kıskançlık nedeniyle problem yaşayıp, kaygılı kişiler ise duygusal çalkantılar yaşama eğiliminde oldukları görülmüştür.

TERAPİA PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE KİŞİSEL GELİŞİM MERKEZİ
iletişim; 0236 2378187

İLİŞKİLERDE YAŞANAN İLETİŞİM PROBLEMLERİ

ilişkilerde yaşanan iletişim problemleri

İlişki içerisinde yaşanan problemlerin birçok nedeni vardır. İletişim bunlar içerisinde tek neden değil fakat problemlerin çözülememesinde ve sürmesinde önemli bir yere sahiptir.
Problem çoğu zaman iletişim biçimleri tarafında kamufle edilmiştir. Eşler bazen yaşanan bir problemi farkında olmadan çok faklı bir biçimde ifade edebilirler. Bu durumda iletişim biçimleri kendi başına problem olmanın yanı sıra başka problemlere de eşlik eder çoğu zaman.
İletişim biçimleri ailenin ve çiftlerin kendilerini ifade ederek istek ve beklentilerinin ne yönde ve ne şekilde gerçekleşmesini istediklerini belirtirken aynı zamanda bu istek ve beklentilerin karşı taraf adına ne ifade edeceğini ve onunda ihtiyaçlarına katkı sağlayıp sağlayamayacağını değerlendirebilme kapasitesini gösteren bir durumdur.
İletişim örüntüleri her ilişkide çiftlerin kişilik yapıları, bilişsel ve sosyal yeterlilikleri, geçmiş yaşantıları doğrultusunda tekrarlayan bir yapıdır. Bu yapı benzer durumlarda benzer sonuçlara yol açan bir tekrarlama durumuna yol açtığı için, değişmeyen ve çözüme ulaştırılamayan ilişki problemlerinde diğer faktörlerin yanı sıra iletişim örüntüsünün de gözden geçirilmesi gerekir.
Evlilik ve ilişki içerisinde yaşanan iletişim problemlerine göz attığımız zaman belirli davranış ve ifade yanlışlarına rastlarız.
Bunlar
• Negatif ve yıkıcı eleştiri
• Şikayet
• Akıl okuma ve itham etme
• Eşlerin kendi davranışlarındaki sorumluluklarını kabul etmemesi
• Empati eksikliği
• Mazeret ve bahane
• Yalan ve tutarsızlık
• Rahatsız edici söylem ve hareketler
• Suçlayıcı dil

İlişkilerde yaşanan problemlerin çözümünde çiftler arasında yanlış iletişim örüntülerini bulup, bunları daha işlevsel iletişim biçimleriyle yar değiştirilmesi, ilişki problemlerinde önemli bir yere sahiptir.

TERAPİA PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE KİŞİSEL GELİŞİM MERKEZİ
iletişim; 0236 2378187

EVLİLİKLE İLGİLİ YALNIŞ BEKLENTİLER


Evlilikle ilgili yanlış beklentiler

Evlilikle ilgili kararlarımızı verirken bizi en çok yanıltan şey karşımızdaki insanı görmek istediğimiz şekilde görmemizdir. Bizim gördüğümüzle, karşımızdaki kişinin kendinde gördüğü şey aynı olmayabilir. İşin kötüsü sizin evlilikten beklediklerinizle eşinizin beklentileri arasında da büyük bir fark olabilir. Bu bakış açısı evlilikle ilgili beklentilerimize ve davranışlarımıza da yansır.
Aşırı romantizm içeren, büyük bir uyum ve filmlerdekine benzer bir ilişki hayal edenler belki de evlilikte en çok hayal kırıklığı yaşayanlardır.
Evliliğe adım atarken kendi kafamızda yarattığımız kişiye gerçekçi olmayan anlam ve beklentiler yüklemek, pembe bulutların üzerinde gezmek evliliğin uzun soluklu ve çok yönlü yapısı içerisinde hayal kırıklıklarına neden olabilir.
Bu nedenle, evlilik öncesi birbirini tanıma süreci iyi değerlendirilmesi gereken, gerçeğe uygun beklentiler ve isteklerin her iki taraf içinde olası olduğu bir beraberliğe adım atmak ilişkinin daha mutlu, huzurlu ve uzun soluklu olmasını sağlayabilecektir.
Evlilik öncesi karar vermek karşımızdakinden çok kendimizi tanımak ve evlilikten beklentilerimizi farketmekle başlar. Kendimiz ve beklentilerimizle ilgili farkındaliklar ve bunu açık bir dille ifade etmek kendi adımıza atılacak ilk adımdır.
Evlilikle ilgili genel yanlış inançlar
• En iyi ve tek dostum olmalı
• Herşey eşit oranda yarı yarıya olmalı
• Aynı beğeni ve isteklere sahip olmalı
• Herzaman duygusal ve romantik olmalı
• Tartışma ve çatışma olmamalı
• Ne hissettiğimi ve ne düşündüğümü anlatmasamda anlamalı, bilmeli
Gibi yanlış inançlar evlilikle ilgili yanlış beklentilere girmemize neden olmaktadır.

TERAPİA PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE KİŞİSEL GELİŞİM MERKEZİ
iletişim; 0236 2378187images (90)

DÜŞÜNCE BİÇİMİMİZİN DUYGULARIMIZA ETKİSİ

DÜŞÜNCE BİÇİMİMİZİN DUYGULARIMIZA ETKİSİ
images (11)

İnsan olarak bizler aynı dünyada benzer durumları yaşayarak içselleştiriyoruz. Bu yaşanmışlıkları kendi değerlendirme sistemimizden süzdükten sonra da bu yaşantılara yönelik yargılara varıyoruz. Bu mekanizma herkeste aynı şekilde işleseydi hepimiz tıpatıp aynı düşünür, aynı hareket şekilde hareket ederdik. Değerlendirme kıstasları çok çeşitli olmakla birlikte yoğunlukla iki ana yönde kümelenmektedir. Bu iki alan pozitif ve negatif düşüncedir. Tüm deneyimlerimizi pozitif ve negatif düşünme biçimimize göre yorumlarız. Yani aynı durumu yaşayan iki kişi konuyu farklı algılayabilir ve yaşananları başka bir şekilde aktarabilirler. Bu her iki düşünce biçimi de kullanım sıklığına bağlı olarak zamanla otomatikleşir ve davranışlarımızı güdümlemeye başlar. Bu bağlamda mutluluk veya mutsuzluk durumumuzun düşünce biçimimizle doğru orantılı olduğunu söyleyebiliriz.
Bizim için önemli bir sınava girerken, ya başarısız olursam, ya her şey çok kötü giderse, kendimi kötü hissedersem, sorular çok zorsa gibi düşüncelere sahip isek o sınavda başarı olasılığımızı düşürmüş oluruz. Rezil olmak, başarısız bulunmak şeklinde bir bakış açımız varsa, kaygılanmamız da kaçınılmazdır.

Düşünce ve duygularımız arasında büyük bir ilişki vardır. Düşüncelerimiz duygularımızın öncülüdür diyebiliriz. Bunun için de ilk adım düşüncelerimizi fark etmektir. Farklı hissettiğimiz zamanlarda, kendimize ‘Aklımdan ne geçiyor?’ sorusunu sorup, düşüncelerimizi fark etmeye odaklanarak, bakış açımızı değiştirmeye başlayabiliriz.
Düşünce → Duygu → Fizyolojik Tepki → Davranış
Hiçbir duygu durup dururken ortaya çıkmaz. Mutsuzluk, huzursuzluk, kaygı, öfke, nefret vs. duyguların önünde mutlaka olumsuz bir düşünce vardır. Bu olumsuz düşünce zamanla otomatik hale geldiği için beynimizden saniyenin milyonda biri hızla geçer. Bilinçaltımız bu otomatik düşünceyi algılar ve kaydeder. Yani biz farkına varmadan beynimizde bazı kimyasal reaksiyonlar gerçekleşir. Bu otomatik işlem olumsuz duyguları tetikler. Ardından organizmamız beyinden aldığı komutla fizyolojik tepkiler vermeye başlar. Bunlar istemsiz tepkiler kızarma, terleme, titreme, sesin yükselmesi, kalp atış hızının artması, soluk alışverişinin hızlanması gibi tepkilerdir. Örneğin bir tenkit karşısında “ben asla eleştirilemem” şeklinde bir yargınız varsa (ki bu sizin düşüncenizdir) öfkelenir (duygularınız harekete geçmiştir) ve kızarırsınız (istemsiz fizyolojik tepki kendini gösterir). Ardından sizi eleştiren kişiye psikolojik veya fiziksel saldırıda bulunabilirsiniz (ve karşınızda istemediğimiz davranış biçimi). Bu döngüyü kendi lehinize çevirmeniz ve kullanmanız da mümkündür. Aynı örnekte “eleştirilmek, benim hatalarımın farkına varmamı sağlar” şeklinde bir düşünce sizi sakinliğe (olumlu duygu) ve dinlemeye (olumlu davranış) yöneltir. Bunu başlangıçta bilinçli yaparak zamanla otomatik hale dönüştürebilirsiniz. Tıpkı yemek yapmak gibi. Başlarda en basit bir yemeği yaparken bile tarif kitabına sık sık bakıp adımları ona göre uygularken, zamanla otomatikleşir ve çok daha zor yemekleri bile tarife gerek kalmaksızın pişirebilirsiniz. Aslında yine düşünüyorsunuz fakat bilincinizden o kadar hızlı geçiyor ki fark edemiyorsunuz. Sonuç olarak tablo aynıdır fakat nasıl bakarsanız öyle görürsünüz. Bu düşünce sisteminiz yerleşmeye başladıkça çevrenizi ve kendinizi algılama biçiminiz de değişecektir.

TERAPİA PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE KİŞİSEL GELİŞİM MERKEZİ
iletişim; 0236 2378187

ÇOCUKLUK DÖNEMİ KORKULARI

Çocukluk Dönemi Korkuları

Korkular çocuklarda çok sık gözlenen durumlardır. Doğumdan itibaren gözlenebilir. Yeni doğan bir bebek genellikle yüksek sesten, ani yaklaşan görüntülerden korkar. 7-8 aydan sonra yabancı korkusu ve anneden ayrılma korkusu gelişir. Bu durum sağlıklıdır ve bebeğin bağlanma davranışını gerçekleştirdiğini gösterir.
Yukarıdaki korkular zamanla azalır ve okul öncesi dönemde hafifler. Fakat bu her çocukta aynı olmayıp bunların yerine yeni korkuların eklendiğini görürüz.
Bu korkular çocukların mizacına, hayal gücüne, yaşanmış deneyimlerine ve öğrendiği şeylere göre değişir. Bu korkular her çocukta farklı olmasının yanısıra genel olarak korktukları şeylerin çoğu ortaktır.
2-8 yaş arası yaygın görülen korkular arasında
• Karanlık korkusu
• Ayrılık korkusu
• Hayvan korkusu ( genellikle köpek ve yılan)
• Doktor korkusu
• Gök gürültüsü ve fırtına korkusu
• Hayal ürünü yaratıklara karşı duydukları korkulardır.
Bazı çocukların kaygısı daha yüksektir. Hayal gücünün genişliği ve olasılıklar üzerindeki fakındalıkları bü tür çocukları korkuya karşı daha savunmasız yapabilir.
Korkuların bir çok nedeni vardır
• Bebeklikte yaşanan endişe yaratan durumlardan kaynaklanan korkular
• Çevresindekilerin endişelerinden yansıyan korkular
• Hayal gücünden kaynaklanan korkular
• Sembolik korkular
• Bilgisizlikten kaynaklanan korkular
• Deneyimlerinden kaynaklanan korkular

Çocuğun korkularına nasıl tepki gösterilmeli
Çocuklara korkularıyla ilgili olarak yapmamız gereken ilk şey korkusunu kabullenmek ve bunun normal bir duygu olduğunu ve bu durumun geçebileceğine dair onları rahatlatmaktır.
Çocukların korkularıyla asla alay edilmemeli, küçümsenmemeli, yada korkusu yok sayılmamalıdır. Korkacak bir şey yok, korkma gibi söylemler çocuk için korkusuna ek olarak başka problemlere neden olabilir. Onun açısından korkacak bir şey vardır ve bunu engellemesi çokta kolay bir şey değildir. Anne babanın yok sayması yada küçümsemesi çocukta suçluluk duygularına neden olabilir ve kendiyle ilgili olumsuz bir değerlendirme yapabilir.
Ayrıca çocuğu korkularıyla zorlayarak yüzleştirmeye çalışmak. Örneğin karanlıkyan korkan bir çocuğu karanlık bir odaya kapatmak çocuk üzerinde daha olumsuz sorunlara neden olabilir. Bu durumda çocuğun yaşayacağı duygu kin ve öfkedir.
Korku yaşayan çocuğu korktuğu şeyden tamamen uzaklaştırmaya çalışmakta doğru değildir. Okul korkusu olan bir çocuğu okula götürmemek ya da iğneden korkan bir çocuğu doktora götürmemek gibi.
Bu durumlarda yapılması gereken şeyler. Çocuktaki korkular bilgi eksikliğinden kaynaklanıyorsa bunları açıklamak, ona güven vermek ve korktuğu durumun neden kaynaklandığını anlayarak yavaş yavaş alıştırarak çocuğa yardımcı olmaktır.
Tüm bunlara rağman korkularıyla başedemiyorsa bir uzmandan yardım alınmalıdır. Çünkü bazen korkular başka bir problemi gizlemek için çocuk tarafından farkında olmadan oluşturulmuş olabilir.

TERAPİA PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE KİŞİSEL GELİŞİM MERKEZİ
iletişim
; 0236 2378187images (16)

ÇOCUKLARDA TUVALET EĞİTİMİ

tuvalet1

ÇOCUKLARDA TUVALET EĞİTİMİ

Tuvalet eğitimi annelerin en çok zorlandığı dönemlerden biridir. Ne zaman olması gerektiği ve bu dönemde nasıl davranılması gerektiği konusunda farklı düşünce ve yaklaşımların olması onların kafalarını karıştırmaktadır.
Tuvalet eğitimi çocuğun ruhsal ve fiziksel yapısı bakımndan önemli bir etkiye sahiptir. Başarılı atlatan çocuklar daha güvenli ve barışık, üretken olurken bu dönemde sorun yaşayan çocuklar fiziksel olarak kabızlık, gerginlik gibi belirtilerin yanısıra ruhsal olarakda problem yaşamaktadır.
Tuvalet eğitimi için en uygun dönem 24-36 aylar arasındadır. Bu dönemden daha erken eğitime başlamak, çocuk üzerinde baskı kurarak zorlanacağı henüz yeterli olgunlaşmayı sağlamadan temiz kalmasını istemek çocukta ileride gelişebilecek bazı ruhsal problemlerin gelişmesine zemin hazırlar.
Diğer yandan çocuğun kendisini hazır hissttiği dönemde eğtimi geciktirmek ve çocukla ilgilenmemekte benzer problemlere neden olur.
Kaka ve çiş kontrolü her çocukta faklı sırayla gerçekleşebilir. Bazılarında kak kontrolü önce gelişirken bir diğerinde önce çiş kontrolü gelişebilir. Gündüz kontrolü gece kontrolünden önce gerçekleşir.
Tuvalet eğitiminin tamamlanmasını 3 yaşında gerçekleşmesi genelde beklenen bir durumdur. Tamamlanana kadar geçen süre her çocukta farklı olabilir. Üç yaş çocuğun sosyalleşme ve kreşe başlama yaşı olduğu için diğer çocukların yanında bezli olmak onu rahatsız edebilir.
3 yaş gündüz konrtolü için gereklidir. Fakat gece ıslatmaları 5 yaşına kadar sürebilir. bu yaştan sonra yaşanan çiş ve kaka kaçırmalar önce fizyolojik sonra psikolojik olarak değerlendirilmelidir.

TERAPİA PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE KİŞİSEL GELİŞİM MERKEZİ
iletişim;0236 2378187